İstanbul Sultanahmet Bölgesi… Sultanahmet Meydanı

Açıklama

Turumuz İstanbul Sultanahmet gezisini kapsamaktadır.

Turumuza Saat: 8:30 da Taksim Meydanı ve yine 8:30 da Bakırköy Meydanında buluşarak başlıyoruz.

Saat : 9:00 da Sultanahmet meydanında transferizi gerçekleştirdikten sonra gezimize başlıyoruz.

Rehperimiz size kulaklıklarınızı dağıtıyor. Kahvaltınızı yaparak gelmenizi tavsiye ediyorum. İlk öğünümüz öğlen yemeğidir. 

1) Sultanahmet Meydanı (İstanbul Antik Hipodromu)

Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma devri önemli yapıları ve abideleri, Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. "Büyük Saray" diye bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanında başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı. Bu saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir.  Bizde gezimize Örme Dikilitaş tarafından başlıyoruz.

Saat: 9:10

Örme Dikilitaş (ayrıca Konstantin Dikilitaşı olarak da bilinir) Yılanlı Sütun'un yanında Sultanahmet Meydanı'nın güney tarafında bulunur. 32 metrelik dikilitaş kaba kesilmiş taştan VII. Konstantinos tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir, fakat 10. yüzyılda VII. Konstantinos tarafından tamir edilmesinin ardından onun ismiyle anılmaya başlanmıştır. O tarihlerde, söylendiğine göre VII. Konstantinos'un dedesi I. Basileios'un zaferlerini resmeden yaldızlı tunç plakalarla kaplıydı, ayrıca dikilitaşın üstünde bir küre bulunmaktaydı. Ancak söylentilere göre Dördüncü Haçlı Seferi sırasında yaldızlı tunç plakalar haçlılar tarafından çalınmıştır ve eritilmiştir.(1)

Örme dikili taşı gezdikten sonra hemen yanında bulunan yılanlı sütunu görüyoruz.

Saat: 9:25

Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun): Bu sütun Delphi'deki Apollon tağınağından 4.yüzyılda istanbula getirilmiştir. İstanbuldaki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö. 409' da yapıldığı bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Yunan sitelerinin Perslere galip gelmesi üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip dökülmesinden meydana getirilmiştir.(2)

Gezimize Theodosius Dikili taşını gezerek devam ediyoruz.

Saat: 9:40

Theodosius Dikili Taş: Aslı eski Mısır eseridir. MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis (Toothmesis) adına Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten ve yekparedir. Üzerinde Hiyeroglif yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390 yıllarında Bizans İmparatoru Iç Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek Hipodroma dikilmiştir. Kaidedeki kabarmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İmparator II. Valantinianos görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirlerde vardır.(3)

Sultanahmet meydanında tarihin genel durumunu incelerken Alman Çeşmesine ulaşıyoruz.

Saat: 9:55

Alman Çeşmesi: Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da yapılmış, İstanbul'a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur. 20'inci yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1901'de açılış töreni yapılan bu çeşmenin üç kubbesi altın mozaik kaplıdır.(4)

Alman Çeşmesini gezdikten sonra Sultanahmet Camii (Bluemosque) ne devam ediyoruz.

Saat: 10:10

Sultanahmet Camii'ne Ayasofya tarafından giriyoruz. Oturma Alanlarında 20dk Serbest zaman, Fotoğraf Çekimi ve dinlenmek için mola veriyoruz. 

Saat: 10:30 

Sultanahmet Camiinin içine giriyoruz. Tarihi yapıyı görüyoruz. Avludan giriş yaparak Caminin İbadet alanına giriş yapıyoruz.

Sultanahmet Camii (Bluemosque) : 16. yüzyıl sonlarından başlayarak Mimar Sinan’ın üslubu, özellikle Şehzade Camii’nin plân şeması, İstanbul’daki yapıların biçimlemesinde çok etkili olmuştur. Nitekim, Sultan I. Ahmed’in (1603-17) Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırdığı 1609- 1617 tarihli Sultan Ahmet Camii bunun en tipik örneklerinden biridir. Dört yandan birer yarım kubbe ile desteklenmiş 23,50 m. çapındaki merkezî kubbeli yapı İstanbul’un en büyük boyutlu sultan camisidir. Yapı, zengin çinileri ve kalem işi bezemeleri ile de çok etkileyicidir. Çiniler kâşici Hasan’ın, gösterişli yazılar hattat Ahmed Gubarî’nin, sedef işlemeli kapı ve pencere kanatları ise yapının mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’nın eseridir.

Bir külliyenin parçası olarak tasarlanan ve Sultan III. Mehmed’in (1595-1603) annesi Safiye Sultan’ın emriyle Mimar Davud Ağa tarafından yapımına 1598 yılında başlanan, ancak 1663’de IV. Mehmed’in (1648-87) annesi Turhan Hatice Sultan tarafından Mimar Mustafa Ağa’ya tamamlattırılan Eminönü Yeni Cami de İstanbul'un siluetinde önemli bir yer oluşturur. Yeni Cami Külliyesi içinde yer alan ve bugün Mısır Çarşısı adıyla bilinen seksen altı dükkânlık arasta önemli bir ticaret merkezi olarak, etkinliğini bugün de sürdürmektedir.

Sultan IV. Murad (1623-40)’ın, 1635’de Revan Kalesi’ni fethetmesinin anısına 1636 yılında yaptırdığı Topkapı Sarayı’ndaki Revan Köşkü sekizgen plânlı olarak inşa edilmiştir. Sultan 1638’de Bağdat’ı fethetmesi anısına Revan Köşkü yakınına, daha büyük boyutlu olan ve 1639 yılında tamamlanan Bağdat Köşkü’nü yaptırmıştır. Bu yapının merkezi kubbeli salonu dört yandan ahşap tavanlı eyvanlarla kuşatılmıştır.

Saat: 11:00

Sultanahmet Meydanından Ayasofya (Hagiasopia) ya doğru ilerliyoruz.

Saat: 11:20

Aysofyaya giriş yapıyoruz

Saat: 11:40

Ayasofya Gezimiz başlıyor.

Ayasofya :  Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5'inci yüzyıldan İstanbul'un fethine kadar Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik) olarak isimlendirilmiştir. İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yaptırılan Megale Ekklesia ve İmparator II. Theodosis’in 415 yılında yeniden inşa ettirdiği kilise halk ayaklanmalarında yıkılmıştır.

Günümüz Ayasofya’sı, İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı Tralles’li (Aydın) Anthemios ve Miletos’lu (Balat) İsidoros’a yaptırılmıştır.

Kayıtlardan, iki baş mimar ile birlikte çalışan yüz mimar ve her mimarın emrinde yüz işçinin binanın yapımını 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamladıkları anlaşılmaktadır.

916 yıl kilise olarak ibadete açık olan yapı, Fatih Sultan Mehmed'in 1453'te İstanbul'u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. ,

Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür.

16'ncı ve 17'nci yüzyıllarda, Ayasofya'nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir. 

Yapının dışına farklı dönemlerde yaptırılan minareler, medrese, sıbyan mektebi, muvakkithane, şadırvan, sebiller, güneş saatleri, mütevelli heyeti odası ile Ayasofya, Osmanlı Dönemi'nde kompleks bir yapıya dönüştürülmüştür.

Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1935 yılında müzeye dönüştürülmüştür.

Ayasofya’nın Kubbesi

Ayasofya'nın mimarisindeki en önemli yenilik, ölçülerinin bir kilise için alışılmıştan daha büyük oluşu ve orta mekâna hâkim olan kubbenin büyüklüğü ve yüksekliğidir.

Ayasofya inşa edilirken, mimarlar tarafından binanın yapımında mermer, taş ve tuğla kullanılmış; kubbenin depremlerde kolay yıkılmaması için de Rodos toprağından özel olarak üretilen, hafif ve sağlam tuğlalar kullanılmıştır.

Sultan Abdulmecid'in (1839-1861) emri ile 1847-1849 yılları arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılan onarımlar kapsamında, dönemin en önemli hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından ana kubbenin 11,3 metre çapındaki alanına Kuran-ı Kerim'in Nur Suresinin 35'inci ayeti yazılmıştır. 

Ayasofya'nın Mozaikleri

Ayasofya farklı dönemlerden figürlü ve figürsüz birçok mozaik süsleme ile bezenmiştir. Yapıldığı dönemden günümüze kalan en önemli mozaik bezeme örnekleri, norteks alanında görülebilen figürsüz mozaiklerdir.

Tasvir kırıcılık döneminde yapıda bulunan tüm figürlü mozaiklerin kaldırıldığı düşünülmektedir. 843 yılında bu dönemin sona ermesiyle birlikte Ayasofya'da yapılan ilk figürlü mozaik Apsis Mozaiği'dir.

Galeri katı, Tympanon Duvarı, narteks, vestibül girişi, papaz odaları olmak üzere yapının birçok yerinde farklı tarihlerde yapılmış figürlü mozaikler bulunmaktadır.

I. Mahmud Kütüphanesi

Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden birisi Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan kütüphanedir. Kütüphane, Okuma Salonu, Hazine-i Kutub (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur.

Okuma Odası, Ayasofya ana mekânından başlıkları baklava dilimli altı sütunun taşıdığı bir camekan ve bunu örten tunç şebeke ile ayrılır. Kütüphaneye girişi sağlayan iki kanatlı kapı, çiçek ve kıvrık dallarla süslü tunç şebeke ile kaplıdır ve ‘Ya Fettah’ oymalı iki kulpu vardır. Okuma odasının duvarları çini yazı ve yazı frizleriyle bezenmiştir. Kapının karşısındaki duvarda Sultan I. Mahmud’un yeşil çinilerle bordürlenmiş somakiden tuğrası yer almaktadır.

Kütüphanenin okuma bölümünde üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen, alçak, küçük masa şeklinde sedef kakma tekniği ile süslü ahşaptan rahleler ile Kur'an-ı Kerim'lerin içinde korunduğu iki adet sedef, fildişi kaplamalı Kur'an mahfazası bulunmaktadır.

Kütüphanede 16,17 ve 18’inci yüzyıllara ait İznik, Kütahya, Tekfur Sarayı çinileri bir arada kullanılmıştır. Hazine-i Kutub’daki 16’ncı yüzyıl İznik çinileriyle, koridorda aynı yüzyıla ait bahar açmış çiçek dalları kompozisyonu, Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Kütüphane tamamlandıktan sonra Sultan I. Mahmud, Galata Saray-ı Hümayun’daki kitapları buraya göndermiş; ayrıca Topkapı Sarayı Hazine-i Hümayun’daki değerli kitapları da kendi mührü ile mühürletip buraya taşıtmıştır. Kütüphanede bulunan yaklaşık 5 bin el yazması kitap 1969 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşınmıştır.

Ayasoya gezimiz bitiyor ve öğlen yemeğine geçiş yapıyoruz.

Saat: 13:30

Öğlen yemeği tur paketimize dahildir.

Yemek yedikten sonra Ayairini kilisesine doğru yola çıkkıyoruz.

Saat: 14:30

Aya İrini :  Bizans`ın İlk Kilisesi... Konstantin, şehri yeniden kurarken kendi adına bir forum, saray ve hipodromun yanı sıra, 330`larda Roma tapınaklarının üzerine Aya İrini Kilisesi`ni inşa ettirir. Aya İrini ya da Hagia Eirene`nin sözlükteki anlamı `Kutsal Barış`; ama aynı zamanda da, aynı yüzyılda yaşamış bir azize. Azizenin gerçek adı Penelope`dir. Hıristiyanlığı yaymaya çalışır. Putperestler tarafından yılanlarla dolu bir kuyuya atılır; ölmez. Taşlanır, atlara bağlanıp sürüklenir; yine de ölmez. Mucizelerin sonunda putperestler Hristiyan olur; İrini de bir azize. İmparator Konstantin, bu olağanüstü olay üzerine yaptırdığı tek tanrılı dinin ilk mabedine Aya İrini adını verir. Aya İrini, Bizans`tan günümüze kalan atriumlu tek kilise. Atrium, eski Roma tapınaklarının ortasındaki çevresi revaklı bir avlu. Aya İrini, yerini aldığı tapınağın özelliklerini bugüne kadar getirmiş. Ancak bugünkü Aya İrini, aynı Aya İrini değil. Çünkü ahşap ilk Aya İrini, 532`de yanmış. İmparator Iustinianos, çok tanrılı inancı kesinlikle yasaklayınca ayaklanan halk, Zeus`a sığınarak hem Ayasofya`yı, hem de Aya İrini Kilisesi`ni yakmış... İustinianos, Ayasofya ve Aya İrini`yi yeniden yaptırmış. Ancak Aya İrini 564`te bir kez daha yanmış. Onarılmış... İki yangından sonra, bu defa depremlerle sallanmış. Yani kilise üç kez onarılmış. Osmanlı sultanı II. Mehmet, İstanbul`a girip yeni bir dönemi başlatır. Yapımına başlanan Topkapı Sarayı`nın dış duvarları, Ayasofya ve Aya İrini`nin arasından geçer. Aya İrini bir süre sonra silâhların bakım ve onarımının yapıldığı iç cephane olur. Aya İrini, Osmanlı`nın ilk müzesidir. Depodaki silâhlar antika olunca 19. yy.`da ilk müze Aya İrini`de açılır. Aya İrini`nin galerilerine çıkışı sağlayan çift kanatlı merdivenler o sıra yapılır. Osmanlı, Aya İrini`ye, ana kapıdaki 1726 tarihli kitabeyi ve merdiveni ekler. Aya İrini`yi sallayan o eski depremler sırasında Bizans`ta ikonalar, dinen yasaklandığı için onarımlarda duvarlar süslemesiz bırakılmış. Bugün, Osmanlı`nın üzerine bir bayrak asarak kapattığı apsis yarım kubbesindeki İsa`yı simgeleyen haç ve haçın altında İsa`nın çarmıha gerildiği Golgota Tepesi`ni simgeleyen birkaç basamaklı kürsü çizimi dışında bir motif kalmış. 1453 yılında İstanbul`un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. 

Ayairini kilisesini geziyoruz.

Saat: 15:30

İstanbul’un tarihine tanıklık eden ihtişamlı yapı Topkapı Sarayı, cihana hükmetmiş Osmanlı padişahlarına yüzyıllarca ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde ise o dönemin hatıralarını yaşatan bir müze olarak hizmet vermektedir.

Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında İstanbul'u fethetmesiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni başkenti olan İstanbul'da devletin yönetimi için bir merkeze ihtiyaç vardı. Bu amaçla 1460 yılında inşasına başlanan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren otuz birinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmış, aynı zamanda padişahların evi olmuştur.

3 Nisan 1924 yılında ise müze olarak hizmet vermeye başlayan Saray, bu özelliği ile Cumhuriyet’in ilk müzesi olarak tarihe geçmiştir.

Günümüzde yaklaşık 300.000 arşiv belgesi, Osmanlı dönemine ait silah ve araç-gereçten oluşan ihtişamlı koleksiyonların, Kaşıkçı Elması gibi paha biçilemez hazinelerin yanı sıra kutsal emanetleriyle Topkapı Sarayı Müzesi, dünyanın en büyük saray müzelerinden biri konumundadır. Topkapı Sarayı’nın bölümleri 4 avlu ve 1 haremden oluşmaktadır. Saray, hizmet bölümü Birun ve iç örgütlenme yapılarını kapsayan Enderun olmak üzere 2 ana bölüme ayrılmıştır.

  1. Avlu: (Alay Meydanı): Padişah geçiş törenlerine sahne olan Alay Meydanı, Doğu Roma zamanlarından kalma dini yapı Aya İrini, Osmanlı ve Batı mimarisinin harmanlandığı törensel giriş kapısı Babüsselam ve I. avluya geçiş sağlayan diğer bir törensel kapı olan Bab-ı Hümayun bölümlerini kapsıyor. Birinci Avlu, Saray’ın halka açık tek bölümü olarak biliniyor.
  1. Avlu: (Divan Meydanı): Devletin yönetim merkezlerine açılan kapıdır. Orta Kapı olarak da bilinir. Saray’ın İkinci Avlusu olarak inşa edilen Dîvân Meydanı, devlet yönetiminin gerçekleştirildiği, devletin temsil edildiği bir tören alanı olarak kullanılmıştır.
  1. Avlu (Enderun Avlusu): Padişah için oluşturulan selamlık bölümünü kapsamaktadır. Padişaha ait mekânların dışında, Sultan II. Murad döneminde kurulan Saray Okuluna ait koğuş ve yapıları da barındırır.
  1. Avlu (Köşkler Bahçesi) : Padişaha ait köşklerin ve asma bahçelerin bulunduğu, Lale bahçesi ve Sofa-i Hümayun adlı terastan oluşan IV. avlu, 17. yy ortalarında Haliç tarafına doğru yapılan köşkleri de kapsar. 

Topkapı Sarayı; Marmara denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki Tarihi Yarımada’nın ucunda bulunan Doğu Roma Akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alana kurulmuştur. Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından müzeye dönüştürülen yapı, Fatih semtinin Cankurtaran Mahallesi’nde bulunuyor.

Gezimizi  Saat:17:30 da bitiriyoruz.

 

Fiyatlarımıza Vergiler Dahildir

Açıklama

Turumuz İstanbul Sultanahmet gezisini kapsamaktadır.

Turumuza Saat: 8:30 da…

Daha Fazla Bilgi

Açıklama

Turumuz İstanbul Sultanahmet gezisini kapsamaktadır.

Turumuza Saat: 8:30 da Taksim Meydanı ve yine 8:30 da Bakırköy Meydanında buluşarak başlıyoruz.

Saat : 9:00 da Sultanahmet meydanında transferizi gerçekleştirdikten sonra gezimize başlıyoruz.

Rehperimiz size kulaklıklarınızı dağıtıyor. Kahvaltınızı yaparak gelmenizi tavsiye ediyorum. İlk öğünümüz öğlen yemeğidir. 

1) Sultanahmet Meydanı (İstanbul Antik Hipodromu)

Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma devri önemli yapıları ve abideleri, Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. "Büyük Saray" diye bilinen İmparatorluk Sarayı Hipodromun yanında başlar, aşağılara, deniz kenarına kadar uzanırdı. Bu saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmiştir.  Bizde gezimize Örme Dikilitaş tarafından başlıyoruz.

Saat: 9:10

Örme Dikilitaş (ayrıca Konstantin Dikilitaşı olarak da bilinir) Yılanlı Sütun'un yanında Sultanahmet Meydanı'nın güney tarafında bulunur. 32 metrelik dikilitaş kaba kesilmiş taştan VII. Konstantinos tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir, fakat 10. yüzyılda VII. Konstantinos tarafından tamir edilmesinin ardından onun ismiyle anılmaya başlanmıştır. O tarihlerde, söylendiğine göre VII. Konstantinos'un dedesi I. Basileios'un zaferlerini resmeden yaldızlı tunç plakalarla kaplıydı, ayrıca dikilitaşın üstünde bir küre bulunmaktaydı. Ancak söylentilere göre Dördüncü Haçlı Seferi sırasında yaldızlı tunç plakalar haçlılar tarafından çalınmıştır ve eritilmiştir.(1)

Örme dikili taşı gezdikten sonra hemen yanında bulunan yılanlı sütunu görüyoruz.

Saat: 9:25

Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun): Bu sütun Delphi'deki Apollon tağınağından 4.yüzyılda istanbula getirilmiştir. İstanbuldaki en eski anıtlardan birisidir. Orijinalinin M.Ö. 409' da yapıldığı bilinmektedir. Birleşmiş olan çeşitli Yunan sitelerinin Perslere galip gelmesi üzerine Pers ordusunun silahlarının eritilip dökülmesinden meydana getirilmiştir.(2)

Gezimize Theodosius Dikili taşını gezerek devam ediyoruz.

Saat: 9:40

Theodosius Dikili Taş: Aslı eski Mısır eseridir. MÖ 1547 yıllarında Firavun III. Tutmosis (Toothmesis) adına Heliopolis'de dikilmiştir. Pembe granitten ve yekparedir. Üzerinde Hiyeroglif yazısı ile II. Tutmosis'in zaferleri yazılmıştır. 390 yıllarında Bizans İmparatoru Iç Theodosius tarafından İstanbul'a getirilerek Hipodroma dikilmiştir. Kaidedeki kabarmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İmparator II. Valantinianos görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirlerde vardır.(3)

Sultanahmet meydanında tarihin genel durumunu incelerken Alman Çeşmesine ulaşıyoruz.

Saat: 9:55

Alman Çeşmesi: Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm'in İstanbul'u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya'da yapılmış, İstanbul'a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur. 20'inci yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1901'de açılış töreni yapılan bu çeşmenin üç kubbesi altın mozaik kaplıdır.(4)

Alman Çeşmesini gezdikten sonra Sultanahmet Camii (Bluemosque) ne devam ediyoruz.

Saat: 10:10

Sultanahmet Camii'ne Ayasofya tarafından giriyoruz. Oturma Alanlarında 20dk Serbest zaman, Fotoğraf Çekimi ve dinlenmek için mola veriyoruz. 

Saat: 10:30 

Sultanahmet Camiinin içine giriyoruz. Tarihi yapıyı görüyoruz. Avludan giriş yaparak Caminin İbadet alanına giriş yapıyoruz.

Sultanahmet Camii (Bluemosque) : 16. yüzyıl sonlarından başlayarak Mimar Sinan’ın üslubu, özellikle Şehzade Camii’nin plân şeması, İstanbul’daki yapıların biçimlemesinde çok etkili olmuştur. Nitekim, Sultan I. Ahmed’in (1603-17) Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırdığı 1609- 1617 tarihli Sultan Ahmet Camii bunun en tipik örneklerinden biridir. Dört yandan birer yarım kubbe ile desteklenmiş 23,50 m. çapındaki merkezî kubbeli yapı İstanbul’un en büyük boyutlu sultan camisidir. Yapı, zengin çinileri ve kalem işi bezemeleri ile de çok etkileyicidir. Çiniler kâşici Hasan’ın, gösterişli yazılar hattat Ahmed Gubarî’nin, sedef işlemeli kapı ve pencere kanatları ise yapının mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’nın eseridir.

Bir külliyenin parçası olarak tasarlanan ve Sultan III. Mehmed’in (1595-1603) annesi Safiye Sultan’ın emriyle Mimar Davud Ağa tarafından yapımına 1598 yılında başlanan, ancak 1663’de IV. Mehmed’in (1648-87) annesi Turhan Hatice Sultan tarafından Mimar Mustafa Ağa’ya tamamlattırılan Eminönü Yeni Cami de İstanbul'un siluetinde önemli bir yer oluşturur. Yeni Cami Külliyesi içinde yer alan ve bugün Mısır Çarşısı adıyla bilinen seksen altı dükkânlık arasta önemli bir ticaret merkezi olarak, etkinliğini bugün de sürdürmektedir.

Sultan IV. Murad (1623-40)’ın, 1635’de Revan Kalesi’ni fethetmesinin anısına 1636 yılında yaptırdığı Topkapı Sarayı’ndaki Revan Köşkü sekizgen plânlı olarak inşa edilmiştir. Sultan 1638’de Bağdat’ı fethetmesi anısına Revan Köşkü yakınına, daha büyük boyutlu olan ve 1639 yılında tamamlanan Bağdat Köşkü’nü yaptırmıştır. Bu yapının merkezi kubbeli salonu dört yandan ahşap tavanlı eyvanlarla kuşatılmıştır.

Saat: 11:00

Sultanahmet Meydanından Ayasofya (Hagiasopia) ya doğru ilerliyoruz.

Saat: 11:20

Aysofyaya giriş yapıyoruz

Saat: 11:40

Ayasofya Gezimiz başlıyor.

Ayasofya :  Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5'inci yüzyıldan İstanbul'un fethine kadar Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik) olarak isimlendirilmiştir. İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yaptırılan Megale Ekklesia ve İmparator II. Theodosis’in 415 yılında yeniden inşa ettirdiği kilise halk ayaklanmalarında yıkılmıştır.

Günümüz Ayasofya’sı, İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı Tralles’li (Aydın) Anthemios ve Miletos’lu (Balat) İsidoros’a yaptırılmıştır.

Kayıtlardan, iki baş mimar ile birlikte çalışan yüz mimar ve her mimarın emrinde yüz işçinin binanın yapımını 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamladıkları anlaşılmaktadır.

916 yıl kilise olarak ibadete açık olan yapı, Fatih Sultan Mehmed'in 1453'te İstanbul'u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. ,

Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür.

16'ncı ve 17'nci yüzyıllarda, Ayasofya'nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir. 

Yapının dışına farklı dönemlerde yaptırılan minareler, medrese, sıbyan mektebi, muvakkithane, şadırvan, sebiller, güneş saatleri, mütevelli heyeti odası ile Ayasofya, Osmanlı Dönemi'nde kompleks bir yapıya dönüştürülmüştür.

Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1935 yılında müzeye dönüştürülmüştür.

Ayasofya’nın Kubbesi

Ayasofya'nın mimarisindeki en önemli yenilik, ölçülerinin bir kilise için alışılmıştan daha büyük oluşu ve orta mekâna hâkim olan kubbenin büyüklüğü ve yüksekliğidir.

Ayasofya inşa edilirken, mimarlar tarafından binanın yapımında mermer, taş ve tuğla kullanılmış; kubbenin depremlerde kolay yıkılmaması için de Rodos toprağından özel olarak üretilen, hafif ve sağlam tuğlalar kullanılmıştır.

Sultan Abdulmecid'in (1839-1861) emri ile 1847-1849 yılları arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılan onarımlar kapsamında, dönemin en önemli hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından ana kubbenin 11,3 metre çapındaki alanına Kuran-ı Kerim'in Nur Suresinin 35'inci ayeti yazılmıştır. 

Ayasofya'nın Mozaikleri

Ayasofya farklı dönemlerden figürlü ve figürsüz birçok mozaik süsleme ile bezenmiştir. Yapıldığı dönemden günümüze kalan en önemli mozaik bezeme örnekleri, norteks alanında görülebilen figürsüz mozaiklerdir.

Tasvir kırıcılık döneminde yapıda bulunan tüm figürlü mozaiklerin kaldırıldığı düşünülmektedir. 843 yılında bu dönemin sona ermesiyle birlikte Ayasofya'da yapılan ilk figürlü mozaik Apsis Mozaiği'dir.

Galeri katı, Tympanon Duvarı, narteks, vestibül girişi, papaz odaları olmak üzere yapının birçok yerinde farklı tarihlerde yapılmış figürlü mozaikler bulunmaktadır.

I. Mahmud Kütüphanesi

Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden birisi Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan kütüphanedir. Kütüphane, Okuma Salonu, Hazine-i Kutub (kitapların korunduğu oda) ve bu iki bölümün arasındaki koridordan oluşur.

Okuma Odası, Ayasofya ana mekânından başlıkları baklava dilimli altı sütunun taşıdığı bir camekan ve bunu örten tunç şebeke ile ayrılır. Kütüphaneye girişi sağlayan iki kanatlı kapı, çiçek ve kıvrık dallarla süslü tunç şebeke ile kaplıdır ve ‘Ya Fettah’ oymalı iki kulpu vardır. Okuma odasının duvarları çini yazı ve yazı frizleriyle bezenmiştir. Kapının karşısındaki duvarda Sultan I. Mahmud’un yeşil çinilerle bordürlenmiş somakiden tuğrası yer almaktadır.

Kütüphanenin okuma bölümünde üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen, alçak, küçük masa şeklinde sedef kakma tekniği ile süslü ahşaptan rahleler ile Kur'an-ı Kerim'lerin içinde korunduğu iki adet sedef, fildişi kaplamalı Kur'an mahfazası bulunmaktadır.

Kütüphanede 16,17 ve 18’inci yüzyıllara ait İznik, Kütahya, Tekfur Sarayı çinileri bir arada kullanılmıştır. Hazine-i Kutub’daki 16’ncı yüzyıl İznik çinileriyle, koridorda aynı yüzyıla ait bahar açmış çiçek dalları kompozisyonu, Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Kütüphane tamamlandıktan sonra Sultan I. Mahmud, Galata Saray-ı Hümayun’daki kitapları buraya göndermiş; ayrıca Topkapı Sarayı Hazine-i Hümayun’daki değerli kitapları da kendi mührü ile mühürletip buraya taşıtmıştır. Kütüphanede bulunan yaklaşık 5 bin el yazması kitap 1969 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşınmıştır.

Ayasoya gezimiz bitiyor ve öğlen yemeğine geçiş yapıyoruz.

Saat: 13:30

Öğlen yemeği tur paketimize dahildir.

Yemek yedikten sonra Ayairini kilisesine doğru yola çıkkıyoruz.

Saat: 14:30

Aya İrini :  Bizans`ın İlk Kilisesi... Konstantin, şehri yeniden kurarken kendi adına bir forum, saray ve hipodromun yanı sıra, 330`larda Roma tapınaklarının üzerine Aya İrini Kilisesi`ni inşa ettirir. Aya İrini ya da Hagia Eirene`nin sözlükteki anlamı `Kutsal Barış`; ama aynı zamanda da, aynı yüzyılda yaşamış bir azize. Azizenin gerçek adı Penelope`dir. Hıristiyanlığı yaymaya çalışır. Putperestler tarafından yılanlarla dolu bir kuyuya atılır; ölmez. Taşlanır, atlara bağlanıp sürüklenir; yine de ölmez. Mucizelerin sonunda putperestler Hristiyan olur; İrini de bir azize. İmparator Konstantin, bu olağanüstü olay üzerine yaptırdığı tek tanrılı dinin ilk mabedine Aya İrini adını verir. Aya İrini, Bizans`tan günümüze kalan atriumlu tek kilise. Atrium, eski Roma tapınaklarının ortasındaki çevresi revaklı bir avlu. Aya İrini, yerini aldığı tapınağın özelliklerini bugüne kadar getirmiş. Ancak bugünkü Aya İrini, aynı Aya İrini değil. Çünkü ahşap ilk Aya İrini, 532`de yanmış. İmparator Iustinianos, çok tanrılı inancı kesinlikle yasaklayınca ayaklanan halk, Zeus`a sığınarak hem Ayasofya`yı, hem de Aya İrini Kilisesi`ni yakmış... İustinianos, Ayasofya ve Aya İrini`yi yeniden yaptırmış. Ancak Aya İrini 564`te bir kez daha yanmış. Onarılmış... İki yangından sonra, bu defa depremlerle sallanmış. Yani kilise üç kez onarılmış. Osmanlı sultanı II. Mehmet, İstanbul`a girip yeni bir dönemi başlatır. Yapımına başlanan Topkapı Sarayı`nın dış duvarları, Ayasofya ve Aya İrini`nin arasından geçer. Aya İrini bir süre sonra silâhların bakım ve onarımının yapıldığı iç cephane olur. Aya İrini, Osmanlı`nın ilk müzesidir. Depodaki silâhlar antika olunca 19. yy.`da ilk müze Aya İrini`de açılır. Aya İrini`nin galerilerine çıkışı sağlayan çift kanatlı merdivenler o sıra yapılır. Osmanlı, Aya İrini`ye, ana kapıdaki 1726 tarihli kitabeyi ve merdiveni ekler. Aya İrini`yi sallayan o eski depremler sırasında Bizans`ta ikonalar, dinen yasaklandığı için onarımlarda duvarlar süslemesiz bırakılmış. Bugün, Osmanlı`nın üzerine bir bayrak asarak kapattığı apsis yarım kubbesindeki İsa`yı simgeleyen haç ve haçın altında İsa`nın çarmıha gerildiği Golgota Tepesi`ni simgeleyen birkaç basamaklı kürsü çizimi dışında bir motif kalmış. 1453 yılında İstanbul`un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. 

Ayairini kilisesini geziyoruz.

Saat: 15:30

İstanbul’un tarihine tanıklık eden ihtişamlı yapı Topkapı Sarayı, cihana hükmetmiş Osmanlı padişahlarına yüzyıllarca ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde ise o dönemin hatıralarını yaşatan bir müze olarak hizmet vermektedir.

Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında İstanbul'u fethetmesiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni başkenti olan İstanbul'da devletin yönetimi için bir merkeze ihtiyaç vardı. Bu amaçla 1460 yılında inşasına başlanan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren otuz birinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmış, aynı zamanda padişahların evi olmuştur.

3 Nisan 1924 yılında ise müze olarak hizmet vermeye başlayan Saray, bu özelliği ile Cumhuriyet’in ilk müzesi olarak tarihe geçmiştir.

Günümüzde yaklaşık 300.000 arşiv belgesi, Osmanlı dönemine ait silah ve araç-gereçten oluşan ihtişamlı koleksiyonların, Kaşıkçı Elması gibi paha biçilemez hazinelerin yanı sıra kutsal emanetleriyle Topkapı Sarayı Müzesi, dünyanın en büyük saray müzelerinden biri konumundadır. Topkapı Sarayı’nın bölümleri 4 avlu ve 1 haremden oluşmaktadır. Saray, hizmet bölümü Birun ve iç örgütlenme yapılarını kapsayan Enderun olmak üzere 2 ana bölüme ayrılmıştır.

  1. Avlu: (Alay Meydanı): Padişah geçiş törenlerine sahne olan Alay Meydanı, Doğu Roma zamanlarından kalma dini yapı Aya İrini, Osmanlı ve Batı mimarisinin harmanlandığı törensel giriş kapısı Babüsselam ve I. avluya geçiş sağlayan diğer bir törensel kapı olan Bab-ı Hümayun bölümlerini kapsıyor. Birinci Avlu, Saray’ın halka açık tek bölümü olarak biliniyor.
  1. Avlu: (Divan Meydanı): Devletin yönetim merkezlerine açılan kapıdır. Orta Kapı olarak da bilinir. Saray’ın İkinci Avlusu olarak inşa edilen Dîvân Meydanı, devlet yönetiminin gerçekleştirildiği, devletin temsil edildiği bir tören alanı olarak kullanılmıştır.
  1. Avlu (Enderun Avlusu): Padişah için oluşturulan selamlık bölümünü kapsamaktadır. Padişaha ait mekânların dışında, Sultan II. Murad döneminde kurulan Saray Okuluna ait koğuş ve yapıları da barındırır.
  1. Avlu (Köşkler Bahçesi) : Padişaha ait köşklerin ve asma bahçelerin bulunduğu, Lale bahçesi ve Sofa-i Hümayun adlı terastan oluşan IV. avlu, 17. yy ortalarında Haliç tarafına doğru yapılan köşkleri de kapsar. 

Topkapı Sarayı; Marmara denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki Tarihi Yarımada’nın ucunda bulunan Doğu Roma Akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alana kurulmuştur. Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından müzeye dönüştürülen yapı, Fatih semtinin Cankurtaran Mahallesi’nde bulunuyor.

Gezimizi  Saat:17:30 da bitiriyoruz.

 

Fiyatlarımıza Vergiler Dahildir

Tarih Seç
Kim Hayır Fiyat
Yetişkinler 0 0

Toplam 0
Ön Ödeme 0

Gizlilik Politikası


Günler : 1 | Gece : 0


Kapsam


Hariç Tutulanlar



Yorum Yaz x

Lütfen Dikkat Edin : Eklenen inceleme silinemez veya güncellenemez